Sunday, July 1, 2012

Bonito - Timsaha Nasıl Yem Oluyordum ve Doğanın Diğer Sevimli Vahşilikleri

Bonito... Eğer şeffaf sularda kocaman balıklarla yüzmek, papağanların özgürce uçtuğu, maymunların sizi takmadan ağaçtan ağaca salındığı ormanlarda yürümek, mavi göl barındıran 90 metre derinliğinde bir mağaraya inmek, onlarca timsah görmek, bin bir çeşit kuşun yanından geçmek, anakondanın midesinin domuz büyüklüğünde şiştiğine tanık olmak, vahşi geyiklerle selamlaşmak, 


botla ufak şelalelerden kaymak isterseniz Brezilya gezinizi bu küçük şehre uğramadan bitirmeyin derim. Belki jaguar bile görürsünüz. Doğa vahşi olunca, her şey şans meselesi...

Andreia için bayağı eğlenceli bir dört gün oldu sanıyorum. Benim gibi sakar ve aklı havada bir insanla vahşi doğada kalmak hepinizin isteyeceği bir şey, emin olabilirsiniz. Zaten dakka bir gol bir tuvaletin tokmağı elimde kalmak suretiyle otelde kilitli kaldım. Bu ilk "İmdat" çağrımdı...

İlk günümüz mağara ziyareti,


balıkları besleme (Ahan da kolum kadarlar vallaha) ve çimlerde bezme şeklinde geçti. Hafiften grip belirtileri göstermeye başladım. Ama hiç yılmadım. Buranın içkisi cachaçayı ilaç niyetine aldım. Hele tarçınlısından bir shot içiyorsunuz, boğaz ağrınız geçmekle kalmıyor, ciğerleriniz çözülüyor.

İkinci gün yağmur ormanı yürüyüşü için bir çiftliğe gittik. Anladığım kadarıyla gezip görebileceğiniz bütün alanlar aslında çiftlik, yani birilerine ait. Yasaya göre tüm çiftçiler topraklarının %20'sini doğal haliyle bırakmak zorundalar. Son 20 yıldır da hem bilinçlenmişler, hem de ekoturizmin  çok para getirdiğini fark etmişler. Ne kadar büyük bir alanı kendi haline bırakırsanız, o kadar çok vahşi hayvan geliyor, ilginç bitkiler türüyor. Doğa kendini yeniliyor. O yüzden bu alanların yüzdesini arttırıp çok iyi bakmaya başlamışlar. Hiçbir yere başınızda bir rehber olmadan giremiyorsunuz zaten. Ayrıca tohumlara zarar vermesin diye topraklarla örttükleri dar yürüyüş yollarından çıkmanız, ağaçları taşları ellemeniz yasak. (Ben tabii ki de ilk başta Türklüğüm ve eksik bilgilendirme yüzünden "AAA ne güzel" diye değdim. Sonra azarı yedik.) Yeri gelmişken bu civarda ormanların yok edilip soya tarlaları haline getirildiğini öğrendim. Mesela hayvanlara zarar vermemek adına soya sütünü dikiyorsunuz ya kafaya, aslında binlerce hayvanın ölümünü desteklemiş oluyorsunuz... Gaddar dünya... O yüzden yediğimiz ürünlerin nereden geldiğini bilmek çok önemli, bir kere daha anlamış oldum.

Neyse çiftliğe dönelim, bu çiftlikte timsahlar var bir sürü. Bu timsah türü insan yemiyormuş pek. Çok aç kalırsa belki... Ama tok bizimkiler dediler. 5 ördek kaybolmuş çok yeni. Muhteşem bir yemek yedik timsah manzaralı. Özgürce koşup zıplayan hayvanın eti sütü bir farklı oluyor tabii. Sebzeler de ilaçsız... Sonra ben biraz yaklaşayım da fotoğraf çekeyim dedim. Gölün dibine geldim. Bakıyorum uzaklara, göremiyorum bir şey. Büyük varmış bir tane, onu arıyorum. Sağa bir adım, bir adım daha derken işte, Hürriyet 3. sayfa haberi oluyordum. Hayvan meğersem çıkmış güneşleniyormuş yanımda. Ne bileyim, görmedim. Toprakla aynı renk. Kuyruğuna basmama bir adım kalmış. Neyse deli ve tehlikeli olduğuma karar vermiş olacak ki koşar adım suya girip daldı. 10 dakika çıkmadı zavallı hayvan. O koşunca fark ettim kendisini ben de... O andan itibaren pek bir aciz gözükmeye başladılar bu yaratıklar gözüme. Ama babamın sözünü dinledim, sevmeye kalkmadım hiç merak etmeyin. Nereden o kadar cesaretle gittin suya derseniz, yemek öncesi içinde yılan olan şişeden cachaça ikram etmişlerdi... Herhalde ördekleri kurtarmak adını bizi feda etmek istediler.

Çiftlikte daha fazla kalmamızın tehlikeli olacağını karar verip bir bot gezisine gittik. Olay şu şekilde, 8-10 kişi bir bota doluşuyorsunuz küreklerinizi alıp, etraftaki vahşi hayata baka baka gidiyorsunuz. Botta içine dolan suyu boşaltmak için bir kova var, onu diğer bottakilerle su savaşı yapmak için kullanıyorsunuz, sonra da ufak şelalelerden hafif çığlıklar atmak kaydıyla kayıyorsunuz. Çok ıslak bir aktivite olduğundan fotoğraf çekemedim, o yüzden webden bir görüntü. 


Anakondayı da bu sırada gördük. Nasıl bir hayvan yemişse, kocaman şişmiş. Maymun olabilir dediler :( Ayda bir kere yiyormuş neyse ki. Aman dikkat edin, ay başı bu geziye katılırsanız sıkı tutunun, suya düşmeyin... İlk önce bütün kemikleri kırıyor, sonra bir lokmada cumburlop... 

Bu hayvanlar bizi kesmedi, sorduk soruşturduk 100 küsür kilometre ileride artık vahşiliğin son durağı bir çiftlik olduğunu duyduk. Ertesi gün yolların asfaltsız olmasını sallamadan oraya gittik. Jaguara rastlama imkanınızın en çok olduğu yer. Ben kaplan sevgimden sonra "Jaguar görmek istiyoruuum" diye tutturmuştum. İlk önce 4 çekerle safari


sonra tekneyle gezi vardı. Sivrisinekler bayram ettiler. Off'lanıp durmamıza rağmen her yerimizin tadına baktılar. Neyse bir milyon kuş çeşidi gördük herhalde. 


Ben özgürce uçan papağanlar harici diğerlerini o kadar ilginç bulmuyorum kuş sevmediğimden. Seven bilen biri olsaydım size 10 sayfa yazardım bu hayvanlar hakkında. Ama fotoğraf koyacağım. Yaban domuzu büyüklüğünde hamsterlar var bu memlekette. Onlara bayılıyorum. En çok karıncalı ağaçtan etkilendim ama. Normal hatta güçsüz bir ağaç gibi. Dokunduğunuz anda karıncalar çıkıyor her bir tarafından. Bir karınca 10 kere ısırsa bir gün baygın yatıyormuşsunuz. Ağaçlara dokunmuyoruz yani. Bir yığın timsah vardı yine. Çok tatlılar. Tekne gezisinde pirana tutup onları besledik. Bu kısmı ne kadar doğaya saygılı bilemiyorum tabii. 


Neyse herkes bir sürü pirana tuttu, ben bir tane bile tutamadım. Küstüm. Sonra pirana çorbası içip öcümü aldım. Özel timsah çiftliklerinde timsah da yetiştiriyorlar yemelik. Avrupa'daki Avusturalya lokantalarında bulunur sık sık. Ben yememiştim daha önce. İlk defa denedim. Tavuk gibi. Tavuğu 3 katı fiyata satıyor olabilirler. Neyse Jaguar göremedik tabii. Artık bu fotoğrafla idare edeceğim.


Son günümüzde de balıklarla yüzelim dedik. Giyindik dalgıç kıyafetlerimizi, aldık snorkellerimizi. Başımızda bir rehber ve 5 Fransız genç, bindik kamyona nehre gitmek için. Her tarafta bu kadar timsah varken bizim yüzeceğimiz nehirde olmaması bana pek bir garip geldi. Rehber görebilirsiniz zaten dedi. Şaka mıydı bilmiyorum. Kimse gülmedi. Tek sıra halinde atladık suya. Ben bir de fotoğraf makinesi kiralamıştım, su altı fotoğrafçılığına verdim kendimi. 


Neyse bir ara durduk. Rehber dedi ki "İleride sola döneceğiz, çok akıntı var, peşimden ayrılmayın" Benim gözlüğe su girmişti onu çıkarmaya çalışıyorum, geç kaldım azıcık. Bir de "Aaa balık" derken döndükleri yeri kaçırdım. Sürüklendim. .. Değmemizin yasak olduğu taşlara çarptım, dallara tutundum. Rehber demişti ki bir şey olursa sırt üstü yatın ve öylece kalın, biri gelip size yardım eder."Help" dedim kafamı çıkarıp. Sonra baktım bir Allahın kulu yok. Salak salak yardım çağırıyorum. Biraz panik olmuşum, ayağım yere değiyormuş meğersem, grubu da gördüm uzakta. Akıntıdan çıkıp hızlı hızlı yüzüp yetiştim. Kimse fark etmedi. Ben de utandım, söylemedim. Mola verince "Ne güzeldiiii!" dedim hatta. Bu arada iki kere de o nefes borusunu suya düşürdüm. Rehber bana çok pis baktı en son... Turun bittiğine, benden kurtulduğuna sevindi sanki. Yemek yiyip hamaklarda uyuklayarak unutmaya çalıştım olanları. Olayı Andreia'ya anlattım benle dalga geçti. Kocası skype'tan bana "Help Help" diye laf attı. Neyse çok güzeldi ama. Balıkların hayat da iyi valla. Suyun dibinde bir nokta bulup miskin miskin geçiriyorlar günü. 

Son akitivetimiz dünyanın en büyük ikinci çukurunu ziyaret etmek oldu. Burası da bir adama aitmiş. Uzun zaman çöp ve ölü adam atmak için kullanılmış. Sonra askerin ve itfaiyenin yardımıyla temizlemişler ve doğayı kendi haline bırakmışlar. Son 15 yolda ekosistem kendini büyük ölçüde yenilemiş. Hayvanlar geri gelmeye başlamışlar, özellikle de papağanlar. O kadar çoklar ki! Daha da artmaları bekleniyor. Bu çukurun kenarlarında yuva yapıyorlar. Sonra eşleriyle daireler çizerek çıkıp ağaçlara gidiyorlar. İnanılmaz bir görüntü... Bu hayvanlar nasıl evde beslenir aklım almıyor...


Gribim biraz kötüye gidiyor ama inanılmaz 4 gün geçirdim anlayacağınız... Yavaştan Brezilya'nın sahillerini görme vakti geldi...

No comments:

Post a Comment