Friday, June 29, 2012

Marechal Candido - Kahkahalar Şehri


Bir şehir düşünün. Bu şehrin girişinde bir kapı olsun. Hansel ve Gratel burada mı yaşıyor dedirtsin. Evler 2 katlı olsun. Mimarisi biraz Almanya koksun. Levhalar Portekizce konuşsun. Yollar geniş ama trafiksiz olsun. Bisikletler çoğunlukta, arabalar azınlıkta olsun. Kaldırımlar geniş olsun. Bu şehir güneşli olsun. İnsanlar genelde sarışın ve dinç olsun. Hep gülümsesinler. Her gördüklerini kucaklasınlar. Bu şehir zengin olsun. Bu şehrin insanları köylü olsun. Hayvanlarla ve doğayla bütün olsun. Sokaklarında hep kahkaha olsun. 

Hah işte bu şehir Marechal Candido. Brezilya'nın ortasında turistlerinin pek de yolunun düşmediği bizim standartlarımıza göre ufak bir kasaba. Arkadaşım Andreia'nın büyüdüğü, şimdi ailesinin yaşadığı insanı şaşırtan bir yer. Beşinci dakikada aklıma Big Fish filmini getiren, bir girenin bir daha çıkamayacağını düşündüğüm sihirli bir alan. Suyuna bir şeyler mi katıyorlar diye merak ettim ilk önce. İnsanlar nasıl bu kadar candan, bu kadar mutlu olabilirler aklım almadı. Belçika'daki arkadaşlarımla Andreia'nın her zaman Polyana olabilmesine şaşırırdık. O kadar içten sarılırdı ki herkese, onun olmadığı email yazışmalarını bile "Öpüyorum" falan yerine "Andreia Hug" diye bitiririz hala. Dünyada tek olduğunu sandığım Andreia'dan bir kasaba dolusu varmış meğer... Alman göçmenlerden oluştuğu için halk bu kadar sarışın, evler bu kadar şirin. Brezilya'nın güzel havası ve suyu da yaramış herhalde, onları sıcak, sevecen insanlar yapmış. Bir Türk gördüklerine sevinen Almanlar haline getirmiş. Bayağı ilginç bir duygu... Daha önceki yazımda belirttiğim gibi de Itapu barajı sayesinde ülkenin bu kısmına çok para akmış. Geçim derdi yok. Brezilya'da kapınızı bile kapatmadan uyuyabileceğiniz bir yer var desem kimse inanmaz herhalde. Ama inanın ki var...

Andreia'nın babasıyla buluşmak için kasabaya girdikten beş dakika sonra kendimi Genç Müteşebbisler  derneğinin oturumunda buldum. Bir de bana "Burası iyi güzel de küçük yer, o yüzden bu tip toplantılarla gecelerini geçiriyorlar" şeklinde açıklama yaptı Andreia. Neyse gittik, arka sıraya oturduk. Babasının bizi görmesiyle toplantının şekli şemali değişti. Sanki dünyanın en önemli toplantısına dünyanın en önemli insanı gelmiş gibi bir hava oluştu. Kızını tanıttı, sonra da benim ülkemi doğru tahmin edene kalem vereceğini söyledi. Ekvator'dan Yeni Zelanda'ya bayağı bir salladılar ama tutturamadılar. Babası da tahmin edemeyeceklerini biliyor, çakal tabii. Sonra bayraklar önünde fotoğraflarımız falan çekildi. Andreia durumla devamlı dalga geçtiği için benim gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Diyorum suyunda bir şeyler var... Adamın biri arabasıyla ineğe çarpmış yarım saat önce, önü gitmiş bütün. Kahkahalar atarak anlatıyor, herkes de gülerek dinliyor. Öyle abartı bir mutluluk...Neyse  biz tüm bir kasabaya eğlence olduk. "Yabancı mı bu, kim ki?" şeklinde merak uyandırdık. Babası Türk bir kızım oldu" dedi hemen.  Caipirinha içerek şenlendik. Annesi güzel yemekler yedirdi. Ve o kekler... Çok tatlı sevmememe rağmen dayanamıyorum. Dönüşte uçakta 2 kişilik yer almam gerekecek sanırım...

Ardından da Bonito'ya doğru yola çıktık. Bir sonraki yazımda nasıl az kalsın Hürriyet 3. sayfa haberi oluyordum, onu anlatacağım.

No comments:

Post a Comment