Tuesday, April 3, 2012

Yokohama, Sayanora Japonya, Görüşmek üzere Asya!


Yolculuk gerçekten sürprizlerle dolu. Facebook'a kapsül otellerle ilgili yorumlar yazarken eski bir arkadaşım görüp mesaj attı. 1 ay önce Yokohama'ya taşınmışlar. Yokohama Tokyo'nun içine girmiş deniz kıyısında bol gökdelenli bir şehir. Once koca binanın ortasında garip bir huzur var.


Arkadaşım Elsa, kocası Marcus ve inanılmaz tatlı oğulları Emil de bu yüksek yapıların birinde, boydan boya cam dairelerinde yaşıyorlar.


Hava tam bir rezaletti, soğuk ve fırtına. Ben de nasıl yorulmuşum. Dinleneceğim dediğim yerlerde bile "Şunu da yapayım, bunu da edeyim" diye durmadığım için 2 ayın sonunda pilim bitti.  Haliyle o kadar da genç değiliz artık. Neyse işte ben de iyice bezdim Yokohama'da gökdelenlere bakarak. Kendime geldim. Asya'dan dinç bir şekilde ayrılıp yeni dünyaya doğru yola çıkmış oldum.

Hey güzel Asya, seni daha uçaktayken özledim. Japon Havayollarında verilen süslü yemekten sonra önüme konan çirkin makarnaya, güler yüzlü hosteslerden sonra işini çabucak bitirmeye çalışan kadınlara bakınca pilota "Burdan U dönüşü yapabilir miyiz?" diyesim geldi. Demedim. Deseydim haberlere çıkardım zaten.

Gittiğim bütün ülkelere geri dönmek istiyorum. En yorucu anlarımdan bile o kadar güzel kareler kaldı ki aklımda. Hindistan, Tayland, Kamboçya, Güney Kore ve Japonya... Sanki önümde bir ordövr tabağında sunuldular. Ancak tatlarına bakabildim. Hindistan tarçınlı, Tayland mangolu, Kamboçya biberli, Güney Kore canlı (ölmemiş anlamında, evet ahtapota gönderme yapıyorum), Japonya rafineydi. Hepsi beni ayrı ayrı etkiledi.

Çocuklar, filler, kaplanlar, su üstünde yaşayan köylüler, tezatlar, tapınaklar, dualar, çıplak ayaklar, renkler, baharatlar, yemekler, bahçeler ve sıcak gülümsemeler... Hey güzel Asya...

Ben uçakta bu nostaljik duygular içindeyken Los Angeles'ta başıma geleceklerden habersizdim tabii ki. Ah Amerika sen de bana hemencecik çirkin yüzünü göstermek zorunda mıydın?

No comments:

Post a Comment