Monday, April 23, 2012

Toronto - Ciddi bir yazı


Evet Toronto hakkında ciddi bir yazıyla karşınızdayım. Bundan önceki yazımdan sonra Suna ailesi beni evden kovmaya kalktı :( Ardından temizlik yapmam şartıyla kalmama izin verdiler. Yok olmuyor galiba, ciddi bir yazı yazamıyorum... Seyahatimin en kahkaha dolu 2 haftasını geçirdiğim için fazla endorfin salgıladım sanırım, normale dönemedim henüz.

Yaptığım kültürel aktiviteler arasına Art Gallery of Ontario, Organik Fuar ve Beyzbol maçını ekleyebiliriz. Bizim Blue Jays kaybetti ama :( Herkes maçta sıkılırsın diyordu ama sıkılmadım. Nedense Amerikan beyzbol filmlerini çok seviyorum o yüzden kendimi film setinde gibi hissettim.

Organik fuara aslında arkadaşım Zeynep'in işi dolayısıyla gitmiştik. Devamlı güzel güzel yiyecekler dağıtıyorlar deneyelim diye. Sevdim o yüzden. Eşi Joe ve 3 aylık kızları Leyla da bizimleydi. Leyla fuarın yıldızıydı üstün sevimliliğiyle. Bir ara Joe uzaklaştığında kadının biri Zeynep, Leyla ve benim bir aile olduğumuzu sandı.  Ne kadar açık görüşlü falan gibi görünsem de algım o kadar kapalı ki anlayamadım kadının ne demek istediğini. Aynı cins evliliklerin izin verildiği ve doğal karşılandığı bir yerde olduğumu unuttum. Neyse bu olay bizi uzun süre güldürdü.

Art Gallery of Ontario'ya bir müddet İstanbul'da kalmış olan arkadaşım Stephanie'yle gittik. Kanadalı artistlerin tanıtıldığı bedava bir tur varmış. Ona katıldık. Bir yerde Kanada'nın sanat tarihi konusunda bir tartışma falan olursa katılıp ukalalık yapabilirim. Stephanie bana yolda kendim hakkında yeni şeyler öğrenip öğrenmediğimi veya böyle bir amacımın olup olmadığı sordu. Yolculuğumun sonunda bu konuyla ilgili bir kompozisyon yazacağımı söyledim. Her gün yeni bir şey öğreniyorum ama bir yandan da hiç değişmiyorum aslında.

Başına hiç garip şeyler gelmedi mi diyeceksiniz. Geldi. Mesela kahvaltı ederken ikinci gözlüğümü de kaybettim. Nasıl oldu bilmiyorum. Şimdi yarı kör geziyorum. Bir de fotoğraf makinemi düşürdüm, sanırım kit lens bozuldu. Hala kredi kartım yok. Borçlarla yaşıyorum. Gelecek hafta arkadaşım Helin İstanbul'dan bana katılınca deli gibi alışveriş yapacağım sanırım.

Evet haklısınız bunlar pek garip olaylar değil benim için. Devamlı bir şeyler kaybediyorum. Toronto'da otobüs şöförünün kaybolduğunu söylesem bu garip olur mu? Asli ve kızı Mila'ya otobüse bindik. Binmeden gideceğimiz yeri söyledik şöföre emin olmak için. Adam da "Ben pek bilmiyorum ama bulabilirsek gideriz oraya" gibi bir şey dedi. Biz de güldük, şaka yapıyor sandık. Neyse adam bir müddet sonra otobüsü kenara çekti, (bir tek biz varız) sağına soluna bakıyor. "Noolyo?" dedik adama. "Benim daha ilk seferim, yolu bilmediğimi söylemiştim" dedi. Asli adama yolu tarif etmek durumunda kaldı.

Bu arada hayatımdaki ilklere bir de bebek bezi değiştirmek girdi! Evet bu yolculuk arkadaşım Özge'nin de dediği gibi çok faydalı oldu benim için. Selçuk bana ders verdi önce oyuncak tavşan üstünde, sonra da hayatımda ilk defa bir kaç saat bebek bakıcılığı yaptım. Tüm bebekler Mila gibi olsa bebek bakıcılığını iş olarak seçebilirdim sanırım. (Bu da söylenmez aslında değil mi, ayıp, tüm bebekler muhteşemler tamam, özür diliyorum) Ona "Duygu" demesini öğretmeye çalıştım. O kadar çok tekrar ettim ki bilinçaltına yerleşti bence. İlk kelimesi olacak gibi geliyor bana.

Sonra Suna'ların stüdyosu var, Selçuk müzisyen çünkü. Ama eşi Asli de çok yetenekli. Akşamları bize doğaçlama konserler verdi. Dinlemeye doyamadık. Ben çekindim, eşlik edemedim pek.

Çok güzel yemekler yedim... Suşiler, sosisler (evde mangalda), et, mor tofu... Bir akşam da rakı balık. :) Bir de Tuck ailesi beni kanatçıya götürdü. Organik bira eşliğinde yana yana götürdüm malı. Bira konusunda çok başarılı bir ülke. Suna'lar bana birkaç ucuz şarap da denettiler. (Sırf onlar gülsünler diye yazım bu cümleyi, gerçek değil) Yalnız 4-5 kilo vermiştim, hepsini geri aldım sanırım, üstüne de biraz koymuş olabilirim. Bunda Selçuk'la tükettiğimiz kilolarca çikolatanın da payı olabilir.

Gerçekten sevdim Toronto'yu. Her renk, her çeşit insan var. Pek kimse İngilizce konuşmuyor arasında. Amerika'da yabancı olmak kötü gibi geliyordu. Yazmıştım hatta Asya'da prenses gibiyken birden depresyona girdim diye. Toronto prenses yapmıyor ama içine alıyor.  Bu arada seyahatimin en çok Türkçe duyduğum yeri oldu (Yok bizim kendi aramızda konuşmalarımız hariç) Hatta Asli'yle "Kızlar" şeklinde laf bile yedik Cuma namazına giden Türklerden.

Öyle işte. Düşünüyorum bazen, iyi ki dünyanın her tarafında arkadaşım var diyorum, sonra da üzülüyorum İstanbul'da yanımda olmadıkları için... Ne çok özlemişim! Asya ve Kuzey Amerika sonrası seyahatimin 3. ve son etabı olan Latin Amerika'ya başlamanın sevincini yaşarken bir yandan da Toronto'dan ayrılmak istemedim. Suna'lar da dediler kal bizde 3 hafta daha diye. Bahçelerinde inşaat yapacaklarmış. İşçi gerekiyormuş. Ben ilk başta yok dedim, sonra da 1 sene kalabilir miyim diye sordum. Ev üstünde hakkım olabileceğini öğrendim çünkü. Bunu söyleyince Asli hemen taksiyi aradı beni havalanına götürmesi için... :)

Bu arada Deniz ve Efkan'a telefonla bizimle Niagara şelalerine geldikleri için, Ceyda'ya da skype üstünden kahvaltımıza katıldığı için çok teşekkür ediyorum.

Şimdi Suna'ların ve Tuck'ların İstanbul'a gelmelerini bekliyorum dört gözle... You were AMAZINGGGGG!!!! THANK YOU!


2 comments:

  1. Fazla internete yazı yazan bir insan değilimdir ama yazmak istiyorum:)) Ben Selçuk (Suna ailesinden). Duygu Toronto'ya geldin agazımıza bir parmak bal çalıp gittin vallahi.. Biz senin biraz daha uzun kalmanı beklerdik şimdi bu hafta deck yapılıcak işçi parası arttı sen gidince::)) (Bu bölüm şakaydı.)

    Canım herşey için çok teşekkür ederiz geldin bizleri mutlu ettin. Ne güzel arkadaşlarımız varmış Istanbul'da hatırlamış olduk. Insan görünce daha da anlıyor. Şimdi düzenimizi bozdun kendimize gelemiyoruz:))) Bu arada benim şekerim düştü diye çikolata yerken senin de benim kadar yemen gerekmiyordu:)) (Konuyu araştırmayı unutma:)Ben sana söyleyeyim; bilimsel beynini, araştırmacı tarafını burada keşfettin :)) Şimdi özlersin Asli'nin hiç durmadan konuşmalarını , şarkı söylemesini, benim boş bakışlarımı:) Arada kaçamak yapmak istersen kapımız her zaman açık janımız bizim çok mutlu olduk seni ağırlamaktan.

    Kendine iyi bak yolculuğunda parmaklarını da saymayı bırak artık:)) .

    Sevgiler Suna ailesi..

    ReplyDelete
    Replies
    1. Asli'nin muhteşem kayıtlarını kopyalamayı unuttum! İstanbul'a getirirsiniz artık :) Bilimsel beynimle analiz yapacağım. Aydınlanma yaşadım sizin evde gerçekten...

      Bir daha parmaklarımı saydığımda size haber vereceğim :)

      Ben size mutlaka bir daha gelirim de artık sıra sizde! Zaten benim evim lafta değil gerçekten de sizin eviniz. Mi casa es su casa!

      Çok öpüyorum sizi, Mila'yı da mıncıklıyorum!

      Delete