Sunday, January 22, 2012

En başında...

Çocukluk hayallerimizi yeterince ciddiye almayı bilmiyoruz. 15 yaşıma kadar düşlerimi şunlar süslüyordu:
- Dünyayı dolaşmak
- Sihirbaz olmak
- Kitaplarımın onlarca dile çevrilmesi
- Uzun rastaları olan bir adamla Jamaika'da hayatımı sürdürmek (Anne, baba merak etmeyin... Artık rastaya karşı pek bi sempati beslemiyorum)

Sonra büyümekle fazlaca meşgul olmaya başladım ve hayatın gerçekleriyle hayallerin örtüşemeyeceğini sandım. Yine de çok şikayet etmemem gerekir. 20'li yaşlarımın büyük bir bölümü, hala nasıl becerdiğimi bilmediğim bir şekilde, o ülkeden bu ülkeye taşınarak hareketlendirdim ve en azından monotonluktan uzak kalmayı başardım. Amma velakin devamlı ortam değiştirmek de bir yerden sonra anlamsızlaşarak gelecek kaygısına sürükleyebiliyor. 30'uma 3 kala bu duyguyla İstanbul'a döndüm ve yerleşik hayata geçerek sıradanlığın doruğunda bir yaşam sürmeye başladım. 

30 insanı ürküten bir yaş, en azından beni ürküttü. 24 yaşındayken bir gün "şu anda hayatımın en güzel anını yaşıyor olabilirim ve bir daha asla bu kadar mutlu olamayabilirim" diye düşünmüştüm. (Evet anı yaşarken nostaljisine kapılmayı başararak olayı mahvetmişim) İşin aslı şu ki, 30 yaşına girip de bu kehanetimin gerçekleşmekte olduğunu fark edince hafiften panik olmaya başladım.  Valla kanımdaki göçmenlikten mi, 5 yaşıma kadar 3 farklı ülkede ikamet etmiş olmanın verdiği bir yere ait olamama hissinden mi, kafamı hep bulutlarda gezmesini normal karşılayan burcumdan mı, beynimdeki nöronların birbirleriyle ilişkisinden mi, pek genç yaşımda Beckettt, Satre, Camus falan okuyarak "Neden varız?" bunalımına girmiş olmamdan mı (entellektüel bir hava vereyim dedim burç sonrası), yoksa (ve büyük ihtimalle) sadece beceriksizliğimden mi kaynaklanıyor bilemiyorum, ancak ben gündelik hayata adapte olamıyorum bir türlü. Bunu kabullendikten sonra bari dedim, başka bir yol çizeyim kendime, gerçek hayata birkaç ay ara vereyim ve hala geçerliliğini koruyan ilk çocukluk hayalimi gerçekleştireyim. Belki yollarda bir yerlerde derdime derman bulurum. Bulamasam da olur ama, denemek bile güzel. Gurur duyuyor insan hafiften kendisiyle. Belki sonra da kitap olayını denerim, nitekim sakar yapım sihirbaz olmama her türlü izin vermez. 

En çok "Tek başına gitmekten korkmuyor musun?" diye soruluyor. Korkuyorum. Zaten korkak yapıda bir insanım. Yalnızlıktan değil de, beceriksizlikten çekiniyorum daha çok. Korkunun ecele faydası da var ayrıca, hiç anlamam o lafı. Korku duygusunun tek varoluş nedeni insanı ölümden korumak değil mi? Korkuyorum korkmasına da, bi yandan da pek de abartılacak bir yanı olmadığı düşünüyorım. Sonuçta o uçaktan o uçağa zıplayacağım, dünyanın etrafını bir deve sırtında dönmeyeceğim. Elbette RTW (dünyanın çevresini dönüş) biletimi almaya giderken "oley be", "napıyorum sahi ben?" gibi saniyede bir değişen hisler içerisindeydim. Derken, görmek istediğim bir işareti, görmek istediğim için gördüm. Metroda elinde bastonuyla oturan bir amcanın yanı boşalınca "Gel güzel kızım yanıma otur" diye beni çağırdı. (Gözlerinin bozuk olduğunu o zaman anlamalıydım aslında). Sonra anlatmaya başladı: "Ben hastaneden geliyorum. Tek bacağım yok. Bir kazada kaybettim. Ne oldu hiç tahmin edemezsin. Pikniğe gitmiştik memlekette. Ben dereden su almaya yürürken tepeden bir traktör yuvarlanarak geldi, bacağım altında kaldı." Benim içim cız etti ama o kadar neşeli ki amca, insan ne diyeceğini de bilemiyor.  Devam etti: "Hastanedeyken hiç aklı ermeyen insanlar gördüm, ben bir bacağımı kaybetmişim ne olacak ki? Ya işte, hayatın ne getireceği belli olmuyor... Gençlere diyorum hep, isteklerinizi ertelemeyin. Öğrenci misin sen?" İşte o an ben amcayı kucaklamak istedim konumuzdan alakasız olarak, amca ya ben 31 yaşında olacağım yakında. (Gözlerindeki bozukluğu kanıtlandı). "Neyse kızım Mecidiyeköy burası değil mi? İnmeliyim ben. Yolun açık olsun" 

İşte öyle bu amcanın bu konuşmasını ben bir işaret olarak kabul ettim, rahatladım. Yolum da açık olur umarım...

7 comments:

  1. işteeee gerçek Duyguuuu:)
    tatlım hayalinin peşinden git ve sakın onu bırakma:) Amerikan filmlerindeki gibi gaz verim dedim:)

    gündelik hayata alışamaman sanırım altın değerinde bir özellik.
    zira ben kendime yabancılaşmış durumdayım...
    sürekli çalış didin, borç öde borca gir.
    sonu nereye varacak belli olmayan bir keşmekeşin içindeyim...
    bir süre sonra hep nefret ettiğim, insanlarda kızdığım çeşitli huyların bana da yapıştığını görüyorum...
    o zaman 2 saniyeliğine de olsa dank ediyor!!! giderek çukura gömülüyorum...

    bu karamsar tabloyu istemeden çizmiş bulunuyorum:)
    umarım seyatinde cesaretlenmen için yardımı olur.

    tek bir hatırlatmada bulunmak istiyorum:
    " sen herşeyi yapabilecek güce, cesarete, sevgiye ve özgüvene sahipsin"!!! umarım bunu hiç unutmazsınnnn...

    sevgiler
    Özlem Sönmez ya da Bakar:=)

    ReplyDelete
  2. Özlem Bacııı ne tatlısın yahu! Sarılasım geldi. Sarılacağım da... Sadece "tek bir hatırlatma yapmak istiyorum" kısmını okurken hafiften tırstım ama çok edepli devam etmişsin :)

    ReplyDelete
  3. Her daim komşum,

    Vakitsizlikten, biraz da "kafam doluyken okuyup da mundar etmeyeyim" garip fikriyatından dolayı uzun zamandır açamamıştım blogu. Sonra 'o gündelik hayatın' tarifsiz stresleri içinde olduğum bir anda (bu anda) günümün kurtarıcısı olabileceğini düşündüm... İşte buradayım.

    Para kazanıp hayallerimizi gerçekleştirebilmek umuduyla (halüsinasyonuyla) hırpalanırcasına çalışıp sonunda aslında onlardan epeyce uzağa düştüğümüzü görmek. En korkutucu şey bu aslında. Zevk için gezebilmekse özgürlük... O yüzden yola devam!
    Benim parça parçayla yetindiğim ortak hayalimizi gerçekleştiriyorsun! (Rasta mı?!?!?!?!!) Bir tur at, dünyayı gör, sonra gel bize anlat ;)
    Şimdiden özledik ama "the mission is what matters" :)
    Gözlerinin ışıltısını zaten üslubunda görebiliyorum.

    Gönenç

    ReplyDelete
    Replies
    1. :) Çok teşekkür ederim! Senin o parça parça gerçekleştirdiklerini kıskanmıştım o vakit... Hep o yüzden oldu :)

      Delete
  4. benim defterlerime yazdıklarının telifi benim ona göre..
    bi de avatar çok fiyakalı palyaçocan(yoksa sihirbaz mıydı?):)

    ReplyDelete
    Replies
    1. Palyaçocan iyimiş ya, bundan sonra takma ad olarak kullanacağım :)

      Delete
  5. Yine google a ''Dünyayı gezmek'' yazdıktan sonra karşıma çıkan blogları okuyordum ki sizinkine denk geldim. İçimdeki gezme dürtüsünü engelleyemiyorum artık devamlı hayal kurmak , bu tarz blogları okumak..

    Siz bana ilham kaynağı oldunuz. Özellikle şu yazınızı okuduktan sonra bir şeyler başaracağıma dair inancım oldu. Öğrenciyim ve açıkçası dünyayı gezmek için maddi imkanım yok fakat bir gün tüm imkanları zorlayıp ben de sizin gibi anne babama ''Ben dünyayı gezmeye karar verdim !'' diyeceğim :)

    Mutlulukla kalın :)

    ReplyDelete